Doğru yürüyüş üç şeye oturur: tempo, süre ve ayakkabı. Tempo, yürürken yanınızdaki kişiyle konuşabileceğiniz ama şarkı söyleyemeyeceğiniz düzeyde olmalı. Süre için çoğu yetişkine haftaya yayılmış toplam 150 dakika civarı orta tempolu aktivite önerilir; buna kademeli ulaşmak esastır. Ayakkabıda ise abartılı teknoloji değil, ayağınıza tam oturan, topuğu saran ve tabanı yeterince destekleyen bir model aramak gerekir.
Tempo: Konuşma Testi#
Tempoyu tarif etmenin en pratik yolu konuşma testi. Yürürken cümle kurabiliyorsanız ama bir şarkıyı rahatça söyleyemiyorsanız, orta tempo dediğimiz aralıktasınız demektir. Nabız saymaya, saat ekranına kilitlenmeye gerek yok. Bu test herkesin kendi kondisyonuna göre ayarlanır; aynı hızda yürüyen iki kişiden biri için o yürüyüş hafif, diğeri için zorlayıcı olabilir. Ölçü dışarıdaki hız değil, sizin bedeninizin verdiği yanıttır.
Süre: Nereden Başlamalı?#
Süre konusunda kliniğimde en sık gördüğüm hata, hevesle başlayıp ilk haftada her gün bir saat yürümeye çalışmak. Beden buna hazır değilse diz, topuk ya da bel kendini hatırlatır ve kişi daha yolun başında bırakır. Uzun süredir hareketsiz biri için günde 10-15 dakikayla başlamak gayet saygın bir başlangıçtır. Önce sıklığı oturtun, yani haftanın çoğu günü kısa da olsa yürüyün; sonra süreyi yavaş yavaş uzatın; tempoyu artırmak en sona kalsın. Haftadan haftaya küçük artışlar, tek seferde yapılan büyük sıçramalardan çok daha kalıcı sonuç verir.
Ayakkabı Seçimi#
Ayakkabı meselesi sanıldığından daha sade.
Vitrindeki en teknolojik model yerine, ayağınıza gerçekten uyan modeli arayın. Parmakların önünde yarım parmak kadar boşluk kalmalı, topuk yürürken içeride oynamamalı, taban ne tahta gibi sert ne de basınca çökecek kadar yumuşak olmalı. Ayak gün içinde hafifçe genişlediği için denemeyi öğleden sonra ya da akşam yapmak daha doğru sonuç verir. Bir de tabanı silinmiş, bir yana yatmış eski ayakkabılarla uzun yürüyüşe çıkmamakta fayda var; destek görevini artık yapamazlar.
Isınma ve Soğuma#
Yürüyüş öncesi uzun bir hazırlık ritüeline gerek yok. İlk beş dakikayı normalden yavaş yürüyerek geçirmek, vücudu ısındırmak için çoğu zaman yeterli. Bitirirken de aynı şekilde son birkaç dakikada tempoyu düşürmek, ardından baldır ve uyluk kaslarına yönelik birkaç yumuşak esnetme yapmak yürüyüşü derli toplu kapatır. Bunlar dakikalar süren küçük alışkanlıklar ama ertesi günkü tutukluğu belirgin şekilde azaltır.
Hangi Zeminde Yürümeli?#
Zemin de hesaba katılmaya değer. Asfalt ve beton serttir, uzun mesafede eklemlere daha fazla yük bindirir; toprak ve çim daha bağışlayıcıdır ama engebeli olabileceği için dikkat ister. Koşu bandı kontrollü ve düz bir seçenektir, hava şartlarından bağımsızdır; yalnız bant üzerinde tutunma yerlerine yaslanarak yürümek duruşu bozar, elleri serbest bırakmak gerekir. İdeali tek zemine bağlı kalmamak, imkan ölçüsünde çeşitlendirmektir.
Yürüyüş Sırasında Ağrı Olursa#
Yürüyüş sırasında ağrı ortaya çıkarsa bunu bir mesaj olarak okuyun. Hafif kas yorgunluğu doğaldır ve dinlenmeyle geçer; ama belirli bir noktada tekrarlayan, yürüdükçe artan ya da yürüyüş bittikten sonra da süren bir ağrı varsa temposu ve süresi bir süreliğine azaltılmalı. Buna rağmen devam eden yakınmalarda kendi kendine tanı koymaya çalışmak yerine bir hekime ya da fizyoterapiste değerlendirme için başvurmak en sağlıklısı. Çalıştığım kişilere hep aynı şeyi söylerim: ağrıyı yenmek değil, anlamak gerekir.
Yürüyüş Tek Başına Yeterli mi?#
Bir noktayı da açık bırakmayayım: yürüyüş değerli bir alışkanlıktır ama tek başına her ihtiyacı karşılamaz. Kas kuvveti, denge ve kemik yükü açısından kuvvet çalışmasının ayrı bir yeri vardır. Haftada iki gün, kendi vücut ağırlığıyla yapılan basit egzersizler bile yürüyüşün taşıyamadığı yükü taşır. İkisini rakip değil, birbirini tamamlayan iki parça olarak düşünmek gerekir.
Kısacası mesele mükemmel yürümek değil, sürdürebileceğiniz şekilde yürümek. Konuşabildiğiniz bir tempo, sabırla artırılan bir süre ve ayağınıza uyan bir ayakkabı; başlangıç için bu üçü yeterli. Gerisi zamanla, adım adım yerine oturuyor.